Acıkmamaya Çalışmak Pansuman, Açlığa Alışmak Tedavidir

Şimdiye kadar hep acıkmamak için ne yapabiliriz diye sorduk ve çözüm bulmaya çalıştık. Tok tutan besinleri ve yöntemleri anlattık durduk, insanlarda uygulamaya çalıştı. Tok tutacak besinleri liste liste yayınladık, neyi ne ile yersek daha fazla tok tutar, hangi saatlerde yemeliyiz, kaç saatte bir yemeliyiz ki acıkmayalım. Acıkmamak için hangi ilaçları kullanalım, bitkisel ilaçlar mı kullansam? (Reklamları her zamanki gibi insanları ikna edebilmek için her yolu deniyor. Hatta ürünümüzü kullananların diyet bile yapmasına gerek yok mesajları veriliyor.) Akupunktur yaptırınca acıkmadığı için binlerce insan akupunktur yaptırdı. Ama akupunktur bitince yine eski tas eski hamam. Son yılların gözdesi zayıflama ameliyatları da aynı amaca hizmet ediyor. Midemi küçülteyim, acıkmayayım, istesem de yemek yiyemeyeyim, irademe hiç güvenmiyorum, dolayısıyla fazla yemeyeyim ve zayıflayayım. Hatta maddi durumu iyi olanlar daha kestirmeden gidip, estetik yağ aldırma operasyonları ile direkt hedefe ulaşmaya çalıştılar.

Daha fazla uzatmaya gerek yok. İnsanların acıkmama talebi hiç bitmeyince biz doktorlar ve bilim adamları da bu konuda değişik çözümler bulduk ve uyguladık. Arz ve talep ilişkisi burada da geçerli oldu.  Ama geldiğimiz noktada görünen o ki bu çözümlerin hepsi geçici ve beraberinde belli oranlarda riskler getiriyor. Kişinin yemek yeme isteğini baskılıyorsunuz, ama nefis fazla yemeye alıştığı için bir süre sonra kaset başa dönüyor. Bunu kalıcı bir şekilde nasıl düzeltebiliriz diyen cerrahlar, obezite ameliyatları yapmaya başladı. Amerika da binlerce insan bu şekilde ameliyat oldu, ameliyat sonrası ölümler oldu, ameliyata bağlı birçok komplikasyonlar( olumsuzluklar) oldu. Ama zamanla cerrahların tecrübesi ve tıpta tekniklerin ilerlemesiyle bu oranlar azaldı. Şimdi büyük başarı oranlarından bahsediliyor. Tabi ki bazı hekimler sadece iradesine hakim olamadığı için zayıflama operasyonu için bıçak altına yatmanın ne kadar mantıksız olduğunu savunmaktalar. Bence de çok haklılar.

Bir örnek vererek devam etmek istiyorum. Geçen sene, diyabet ve kronik böbrek yetmezliği nedeniyle takip olunan ve diyalize hazırlık aşamasında olan bir hasta kullandığı insülini bırakmak amacıyla kliniğimize başvurdu. Geldiğinde günde onlarca ilaç içtiğini, 4-5 kez insülin yaptığını ve takip eden doktora her gittiğinde tahlillerinin yaptırılıp ilaçlarının dozunun ayarlandığını ama hiçbir zaman iyiye gitmediğini, yıllar içinde daha da kötüleştiğini belirtti. Konuşurken şu ifadesini hiç unutmuyorum ‘Hocam tedavi yapmıyorlar, pansuman yapıp gönderiyorlar.’ Yani her seferinde söylenenlerden ve yapılanlardan bıkmış olan bu hasta hastalığının tam şifasını arıyor ama modern tıp ona durumunu koruyacak ilaçlar verince bunu da pansuman olarak niteliyordu. Çok yerinde bir tespitti.

Okunmaya Değer Yazı!  Gingivektomi Nedir?

Acıkmamaya Çalışmak Pansuman, Açlığa Alışmak Tedavidir

Obezite ile savaşımızda da acıkmayı engelleyen tedavilerin tümü bana aslında bir ‘pansuman’ gibi geliyor. Kişi yemek yeme şeklini isteyerek, kalıcı bir şeklide değiştirmedikçe pansuman oluyor demektir. Pansuman yaranın iyileşmesi içindir. Belki çoğu yara pansumanlarla iyileşir. Ama bazı derin yaralar vardır ki iyileşmesi mümkün değildir, kesip atmadıkça ondan kurtulamaz. Çağımızda yanlış beslenme alışkanlıkları ve beraberinde getirdiği hastalıklar da bizim kangrene dönüşmüş çok derin yaralarımızdır. Bu yaraları pansumanlarla idare ediyoruz, ama artık daha radikal bir çözüm bulma zamanı geldi.

Yani geçici çözümler işe yarıyor gibi görünüyor ama sonra, sonra yine kilo almak, tekrar başa dönmek.

Sigara bağımlılığı, alkol bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı gibi şişman hastaların büyük bir kısmında gıda bağımlılığı vardır. Yani bağımlı olduğu maddeyi almadığında sıkıntı çeker, yoksunluk belirtileri olur. Sigara, alkol ve uyuşturucu madde bağımlıları bağımlılıktan kurtulmak için tedavi edildiklerinde tedavinin esasını bırakma döneminde oluşan şikayetleri gidermektir. Bu sayede bağımlı kişi daha rahat edecek ve tekrar kullanması için bir nedeni olmayacaktır.

Şişmanlığa da bu nazarla bakacak olursak. Şişman kişi kilo verme döneminde eski alışkanlıklarını terk etmesi gerekmektedir. Kalorisi yüksek, şeker ve yağ açısından zengin gıdaların bir kısmını hiç yememesi bazılarını da az yemesi gerekmektedir. Yıllardır yediği, kısıtlama yapmadan tükettiği şeylere kısıtlama veya yasaklar getirme düşüncesi bile kişiyi sıktığından, diyet sürecinde sık sık bu konuda nefsi veya iradesi ile sınav olacaktır. Arkadaşı yemeğe davet edecek, gittiğinde diyetini bozmamak için kendini çok sıkması gerekecek. Hatta arkadaşı ona ‘ Ya bugün de ye, bir şey olmaz. Benim için de mi yemeyeceksin?’ gibi tahrik edici önerilerde bulunacak ve bununla savaşması gerekecek. Arkadaşları ile gün yaptığında herkes afiyetle götürürken, kendi bir iki lokma ile idare etmesi gerekecek. Arkadaşlarından belki aynı tepkileri alacak. Eşi eve sevdiği bir tatlıyı getirdiğinde, eskiden bolca yediği halde şimdi sadece ucundan tadımlık yiyebilecek….

Okunmaya Değer Yazı!  Uzayan Nezle, Sinüzitin Habercisi Olabilir

Bu gibi örnekleri daha fazla sıralamak mümkün ama düşündürmek istediğim konuya geçmek için bu yazılanlar yeterli. Diyeti sadece kilo vermek için yapan ve geçici olduğunu düşünen kişiler bu veya buna benzer düşünce ve hallerde oluyorlar. Yemek yemenin güzel ve zevk verici bir şey olduğunu hissediyor ve düşünüyorlar. Böyle düşünenlerin çoğu kilo verme sürecinde bir şekilde başarılı oluyor ama sonrası? Evet, sonrasında yemek yeme şeklimiz, diyetimiz, egzersizimiz eğer yaşam şekline dönüşmediyse, eski alışkanlıklara geri dönüldüğünde verilen kiloların çok kolay ve hızlı bir şekilde geri geldiğini görüyoruz.

İşte sorunun çözümü tam bu noktadan başlıyor. Açlığa tahammül etmek ve mecbur olduğumuz için yemek yediğimizin farkına varmak. Açlığa tahammül edebilmeyi başaran ve az yemeye alışan birey, fazla yemek yediği zaman gerçekten rahatsızlık yaşar. Bunun da bir daha olmaması için gayret gösterir. Aç kaldığında kesinlikle yemek yemeyi düşünmez ve hayal etmez. Açlıkta karnı guruldar, biraz başı ağrır ama yine de ‘Bir şeyler yesem de rahatlasam’ demez. Bilir ki yemek yeme vakti geldiğinde yiyeceği rızkını Allah ona hazırlamıştır. Hatta açlığa alışanın, eskiden yemek yemeye ayırdığı vaktini ve parasını artık çok daha kıymetli ve zevkli şeylere ayırma fırsatı vardır.

Aç karna sofraya oturmak da ne kadar güzeldir, zevklidir. Kişi gerçekten acıkmıştır, önünde duran nimetin kritiğini(Güzel mi? Sevmediğim yemek?Geçen hafta yemiştim? gibi) yapmadan yemeye başlar ve bu ihtiyacı karşılandığı için gerçek şükrü de yaşayarak anlamış olur. Vücudu gerçek manada acıktığı için alınan gıdalar vücuda tam bir şifa olur. Hele bu gıdalar sağlıklı ürünlerden oluşuyorsa, bu şekilde beslenen insan herhalde hasta falan olmaz. En azından yanlış ve aşırı beslenmeye bağlı hastalıklar açısından. Açın, yoksulun hali zaten açlıkta anlaşılır. Günde 5-6 kere yemek yiyen ve hiç aç kalmayan birinin, aç insanın halinden anlaması ne kadar zordur değil mi?

Okunmaya Değer Yazı!  Şiddetli Baş Ağrıları Glokom Olabilir!

Öyle insanlar biliyorum ki yemek yemeye başka şehirlere gidiyor. ‘Bursa’ya gitsek de şöyle bir İskender kebap yesek’, ‘Gaziantep’e gitsek de baklava yesek’ falan. Bu veya buna benzer düşünceler çoğu kişide var. Halbuki yemek yemekten zevk almayan veya tutkuyla yemek yemeyen biri zaten buralara gittiğinde Mevla’m nasip etse zaten bunları yiyecek. Hatta açlığı seven biri bu yemeği yedikten sonra öyle şükredecek öyle dua edecek ki yediği ibadet hükmünü kazanacak ve sevap hanesine sevaplar yazılacak. Ama sırf zevk almak için bu yemekleri yiyen biri, yemek yediği an zevk alacak, yemekten gelen zevk kısa sürdüğünden, daha fazla zevk almak için daha fazla yemek isteyecek ve gereğinden fazla midesi şişecek. Yemek sonrası zevk bitecek ve fazla kaçırdığı için değil şükür şikâyet edecek. Kendi şikâyet etmese, vücudu şikâyet edecek.

Peygamber efendimiz buyuruyor: “Açlık, Allah’ın sıddıklarına ziyafetidir.  Açlığı efendimiz ne güzel tarif etmiş. Açlığa bu nazarla bakabildiğimizde çağımızın beslenme sorununun neredeyse tamamının çözüleceğine inanıyorum.

Yazının başında sorduğum soruyu tekrar soruyorum, Acıkmamak için bu kadar uğraşmaya değer mi? Cevabını da size bırakıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir